istanbul 3
Bir Saksi Toprak
Istanbul, daginik sehir. Doga kosullarinda azicik bir degisme, herseyi altust ediyor. Calisanlar isyerlerine ulasamiyor. Tasitlar yollarda kaliyor. Belediye otobusu, minubus, dolmus, taksi, ozel otodan olusan Istanbul ulasim karmasasi arapsacina donuyor. Butun bunlar hemen her doga olayinda yinelenen Istanbul gercekleri, amma benimseyip cozum getiren yok. Gecen ay Istanbul'da isi bir gecede on yedi derece birden dusuverince, bilinen gercekler yinelendi. Gecen yaz tonu yedi bin lira olan sonra 15.000 liraya yukseltilen linyit komuru, yirmi bes bine el altindan satildi. Hem de kumla karisik. Yetkililer, akaryakita da deniz suyu karistirildigini ileri surduler. Bu aci gercekler yasanirken Istanbul Belediye Baskani ve Istanbul Valisi demec verip yakit sikintisi yok dediler. Bununla da yetinmeyen Istanbul Belediye Baskanligi: Kotu hava sartlari kontrol merkezi adli bir servis acti! Bu servis hayati etkileyen yagislarda calismalari tek elden yurutecekti. Telefon numaralari da aciklandi; 528 28 48, 526 21 00, 520 89 10. Bu numaralardan ikisine telefon edip bilgi istedim. 528'li numara, isinin eksi yedi oldugunu soyledi. Adalara vapur isliyor mu, diye sordum, bilmiyorum, Denizyollari sehir isletmesinden sorun diye cevapladi. 520 89 10 numara isinin eksi iki oldugunu acikladi. Hangisi dogruydu kestiremedim!
Istanbul, 1950'den sonra yayildikca yayildi. Akla gelen ve gelmeyen yerlerde yeni yerlesim merkezleri yukseldi. Sehrin merkezinden onlarca kilometre otede, kirlik topraklarda, yetmiser daireli bloklardan olusan siteler yukselirken ne doga kosullari, ne ulasim, ne iklim durumu goz onunde bulunduruldu.
Toprak vurguncularinin tek amaci var. Bir karis topragi bile degerlendirip bire bin kazanmak, vurgun vurmak. Yonetimin uygulamalari da onlari yureklendiriyor. Her secimde kacak yapilar bagislaniyor. Yesil alanlar ve yesil ortuler bir yolunu bulup yerlesime aciliyor. Topragin yapisinin raporu ne diyormus, kim bakar? Imar ve Iskan Bakanligi sanirim 1978'de Sariyer Maden Mahallesi'nde toprak durumunu bir uzmana inceletmisti. Rapora gore ora topraklari kayiyordu, yapilasmaya uygun degildi. Oysa Maden'de yillardir yuzlerce kacak yapi yukselmisti. Yapilarda catlaklar vardi, ama aldiran yoktu. (...
Dost gecesi
Yakin gecmisin capkinlik áleminin mumayislerinden biridir; umumhánelerden birinde sermáye kadinlardan birine gonul kaptirip, ona, narh uzerinde gecelik kira bedelinden baska cesidli yardimlarda bulunarak, bilmukaabele sermáye yosmadan da mustesná alaka gorerek haftada bir gece sűreti mahsusada bulusmaya ‘‘Dost Gecesi’’ denilirdi. Boyle bir anlasmaya varildigi zaman ásik erkegin másukasi sermáye yosma serefine umumhánede bir ziyafet vermesi de an'anelesmis idi ki ona da ‘‘Dost Sofrasi’’ denilirdi. Bu dost dalgasi, 1885-1890 yillarina kadar Istanbul yakali mirasyedilere, ayak takimindan da, meselá ‘‘Onikiler’’ gibi sayili firtinalara mahsusdu; dost yosmalar da Mácunccudaki Acem'in, Sekerci Sokagindaki Hurmuzun, Kaymak Tabaginin, Fatihte Mumcu Ahmedin evindeki sermayelerden secilirdi. O alis verisler Istanbul tarafindan kalkinca Istanbulun capkini, bickini Galata ve Beyoglu taraflarina dadandilar. Galatada Kemeralti, Yuksek Kaldirim; Beyoglunda Tunel Meydanini gectikden sonra Timoni, Dervis, Cicekci, sol tarafda Cesme, Kucuk Yazici, Kucuk ve Buyuk Zîba sokaklarinda, meshur Yenicarsida pala calarlarken umumi evlerin birinde hosa gider bir yosma bulurlar, kanlari kaynadimi: ‘‘Seni dost tutacagim anam babam!..’’ teklifinde bulunurlardi; eger sermayenin baska biriyle ayni yolda ilisigi yok ise: ‘‘Hazirim ben, tut akle...’’ derdi. Uyusulunca ev sáhibi mamaya da haber verilirdi.
Dost tutmanin ilk sarti umumhánede sofra-ziyafet verme idi; bu is de erkegin borcu bilinirdi; eger erkek zugurt, kopuk fakat cok cok guzel ve yosma kadin ona gonul vermis ise, erkek adina butun masrafi kadin cekerdi. Binlik binlik raki sarab, kasa kasa bira, sicak soguk mezelerin envái ile sofra donanir, erkegin candan ahbablari, ayakdaslari, komsu evlerden haspalar, yosmalar, mamalar, umumháne usaklari ziyáfete dávet edilir, o gece o eve hic musteri alinmaz, gelenlere: ‘‘Kompledir!...’’ denilerek kapi acilmazd
Balikcisini Bulan Olta
Sehri aksamustu sis basmisti. Sis Halic yoluyla gelmis, once mavnalar, catanalar, kopruler, sonra kuleler, magazalar kaybolmustu. Liman duduk sesleri icindeydi. Vapurlar aci aci bagirmislardi. Sonra bir sessizlik... Isiklar yayili yayiliverdiler. Butun sekiller buyudu, yayvanlasti. Icime bir sevinc doldu. Bana oyle geldi ki sehri sis basmadan edemeyecegim, artik. Basini kumlara sokmus deve kusu rahati ile durdum. Limana baktim: Sular ucuyordu.
Adama bir isigin dibinde rastladim. Sirtini elektrik diregine, bir ayagini rihtimin parmakliklarinin betonuna dayamis, cigara iciyordu. Kim olabilirdi? Boyle rihtimin parmakliklari cikmasina bir ayagini dayamis, cigara icen baska bir tek adam yoktu. Boyle sisli bir gecede, Istanbul limaninin uyumus rihtimlarinda tek basina dusundugune gore romanlar okumus bir adamdi. Hem de liman sahirlerinin meyhanelerini, orospularini, katillerini, otellerini, serserilerini okumus adam. Surada iki adim yuruse bir esrar tekkesi bulacak; oradan kirk adim yukarida kadinlarla beraber kulhanbeylerin kapti kacti oynadiklari yalniz kahve ile cay icilen bir halk kahvesi vardi. Orada Marika'nin dostu Deli Hursit, Marika ile iftihar ettigi icindir ki boyle alabildigine cesurdur. Cakir Marika'nin, Hursit yuzunden alni acik, gozu pek, dili zehir gibidir. Limani liman eden onun serseriligidir.
Istanbul limaninda, oteki limanlardaki gibi ne buyuk orospular, ne korkunc zenciler, ne hezeran Cinliler vardir. Sessiz, dar, camurlu, karanlik sokaklarda insan, insanlari uyuyor sanir. Istanbul limanini Marika ile Deli Hursit uyanik tutarlar.
Evet dostlarim, bir ayagini parmakliklarin beton cikmasina dayayip cigara icen bendenizdim. Bir sisli Istanbul gecesinde, Galata rihtiminda herhangi bir Marika ile dostu Deli Hursit'i uzun liman boyunca ben tahayyul ettim. Elektrik diregine yaslanmis cigara icen benden baska kimse yoktu. Bununla iftihar ederim. Gidip o kahvede bir cay icmek canim cekti. Yadirgayacaklardi. Vazgectim. Ceplerimi aradim. Oltam elimde degildi. Kararim kat'i idi. Butun parami bu oltaya harcamistim. Balik tutacak, satacak, aksamlari sattigim baligin parasiyla icecektim. Sabahleyin erkenden baliga. Aksam sise cebimde baliga. Ben bir yazici idim. Yazi yazmak canim istemiyordu. Yazi yazmak icin bana cicek, kus hurriyeti degil, icimdeki askin, deliligin, oturmaz dusuncenin hurriyeti lazim. Kucucuk hurriyetler degil, alabildigine yuz verilmis bir cocuk hurriyeti istiyordum. Bu bana lazimdi. Yoksa herseyi agzimda gevelemekten baska ne yapabilirdim?
Balik
Halkin gunluk yiyeceginde tuttugu onemli yer, Istanbul sularinin bolluk, cesit ve nefaset bakimindan harikuláde verimi, avcilarin ve esnafin hayat, kiyafet, ulfet ve sohbet bakimindan tipik ve karakteristik hususiyetleri ve nihayet Istanbul'un Balikhanesi ve Balikpazari ile balik, bu sehir kutugunde vaktiyle tesbiti gereken buyuk bir maddedir.
Uzun zaman Istanbul Balikháne Mudurlugunde bulunmus ve millî Kutubhanemize ‘‘Balik ve Balikcilik’’ adi altinda olmez bir eser birakmis olan Karakin Bey Deveciyan kaydine gore Istanbul Balikhánesine seksen ceside yakin balik gelir. Bunlarin icinde mevsimine gore daima gorulenler sunlardir:
Levrek, kefal, barbunya, tekir, kilic, orkinos, palamut, torik, gumus, istavrid, izmarit, uskumru, kolyos, ates baligi (sardalya), lufer, kalkan, civisiz kalkan, pisi, dil, hamsi, gumus, kirlangic, oksuz, iskorpit, honi, karagoz, mercan, sariagiz, istrongilos, mezgid, mersin, cina, camuka, kopek baligi (asil kopek, camgoz, hirhiriyas pamuk), vatos. Tatli su baliklarindan sazan, tatli su kefali, tatli su levregi, yilan baligi, yayin, turna.
Ara sira gorulen baliklar sunlardir:
Dulger baligi, caca, mazak, lipsos, kokla, gelincik, sinarid, minakop, eskine, zargana, kopes.
Nadir gorulen baliklar:
Akbalik, tessi, berber baligi, sarigoz, ispari, uzgun, mandagoz mercan, berlám, kayis, magri, perváne (ay baligi).
Pek nadir gorulen baliklar:
Malta palamudu, iskorpit hanisi, gun baligi, ordek baligi, kágid baligi, iskarmoz baligi, melanorya, citari, cutra, ucan balik
Otobus
Istanbul'un kent ici toplu ulasiminda halen birinci sirayi koruyan otobusun Istanbul'a ilk gelisi, IETT'nin kurulusundan 13 yil once olmus ve 1926'da 4 adet otobus satin alinmisti. O gune kadar kent ici toplu ulasamin tramvay araciligiyla saglandigi Istanbul'da, bu otobusler geregi gibi verimli isletilememis; bir sure sonra da hurdaya ayrilmisti.
IETT filosuna, Istanbul'un ve Istanbullu'nun yasamina gercek anlamda katilan ilk otobusler, 1942'de ABD'den alinan White marka 9 otobustur. Daha sonra 1943'te Isvec'ten 15 adet Scania Vabis marka otobus alinmis, bu yildan itibaren otobus alimi hizlandirilarak 1994'te 2.400 otobusluk filoya ulasilmistir. 1963'te Italya'dan 100 adet troleybus satin alinarak hizmete verilmisse de, 1984'te donemin belediye baskani tarafindan, trafige engel olduklari gerekcesiyle seferden kaldirilmistir.
Istanbul'un bir ucundan digerine, kent ici toplutasima hizmetinin yuzde 40'ini saglayan IETT, bugun, 1.200 km'lik yol aginda calismakta, toplam hat uzunlugu ise 5.230 km'yi bulmaktadir.
5 yil once 1.300 otobusluk filosunun 1.000'i ile her gun sefere cikan IETT'nin filosundaki otobus sayisi bugun 2.400'e ulasmistir. Bu 2.400 otobusten 2.000'i her gun sefere cikmakta, toplam yaklasik 400.000 km yol kat etmekte ve gunde ortalama 1.500.000 yolcu tasimaktadir.
Istanbul'un kent ici ulasimina, son yillarda, solo ve koruklu tiplerin disinda, yeni tip otobusler de katilmistir. Cift katli otobuslerle dogal gazla calisan yesil otobusler bunlar arasinda sayilabilir.
1993'e kadar normal ve koruklu otobuslerle hizmet veren IETT, 1993 icerisinde filosunu cesitlendirmis ve ilk etapta 26 adet cift katli otobusun alimini gerceklestirmistir. Ingiliz-Hollanda ortak yapimi olan Daf-Oprate marka otobusler uzun hatlarda ve ozellikle turizm amaciyla calistirilmaktadir. Yolcularin Istanbul'un panoramasini farkli bir gozle gormesini saglayan cift katli otobuslerde, ozurlu vatandaslarin otobuse kolay binmesini saglamak icin kapi platformlari hidrolik sistemle yer duzeyine kadar indirilebilmektedir.
Muhurdar
Kadikoy Ilcesi'nin, Kadikoy Evlendirme Dairesi'nden Moda Burnu'na kadar, Marmara Denizi'ne paralel uzanan dar kiyi seridi Muhurdar adiyla taninir. Bu bakimdan Moda'nin Marmara kiyisi oldugu soylenebilir. Bu seridin Kadikoy'e yakin kisimlarina Kumluk ve Zaharof da denilirdi. Boyle kucuk semt adlari zamanla yok olmaktadir.
Muhurdar'i olusturan ve Kadikoy tarafinda deniz seviyesinde bulunan kiyi seridi Moda Burnu'na dogru yukselir. Burasi gunbatimini ve tarihi yarimada manzarasini seyretmek icin cok elverisli bir perspektif sundugundan eskiden beri ev yaptirmak isteyenleri cezbetmistir. Eski fotograflarda evlerin ve bahcelerin gecit yeri birakmayacak sekilde yamacin ucuna kadar geldigini goruyoruz. Daha sonra, Moda'ya kivrilan Riza Pasa Sokagi'nin kosesinden Yeni Fikir Sokagi'nin ucuna kadar bir sokak acilmis ve boylece bazi bahce bolumleri bu sokagin deniz tarafinda kalmistir. 1990'li yillarda ise kiyi boyunca deniz doldurularak yol ve park alani kazanildi. Eski Zaharof bolgesine de kanalizasyon aritma tesislerinden biri kuruldu.
Denizdeki kirlenme Muhurdar kiyisini kotu etkilemis ve yazlari kiyiya vurup curuyen yosunlarin, lagimla da birlesen kokusu buradaki evlerde yasamayi guclestirmistir. Bu durum yeni kanalizasyon tesisi ve yeni yoldan sonra gorece olarak duzelmistir.
Muhurdar'in en gorkemli konutu, Mahmud Muhtar Pasa'nin, simdi Kadikoy Kiz Lisesi olan koskuydu. Burada daha cok bahceli, iki-uc katli, bagimsiz evler vardi. 1940'larda bazi ozenli apartmanlar da yapilmisti, ama yakinlarda bunlar da yikilip yerine daha yuksek binalar insa edildi. Boylece Muhurdar'in da mimari bir ozelligi veya diger semtlerden farkliligi kalmadi. Eski Moda'nin sevimli bir kosesi olan Muhurdar Bahcesi de apartmanlasma karsisinda ortadan kalkti. Bugun Muhurdar Bahcesi'nden arta kalan yamaclarda bazi lokantalar hizmet vermektedir.
Markiz ve Lobon
Rejans'tan sonra Markiz ve onun karsi sirasinda ve tam karsisindaki Lobon gelir. Bunlarin ikisi de tarihî pastanelerdir!..
45 yillik bir gecmisi olan Markiz Pastanesi, Ataturk'un ve Alman General Goltz Pasa'ya kadar bir cok unlu kisinin, bir cok unlu sair, yazar, ressam ve sanatcinin toplanti ve ugrak yeri olmus ve 1980 yilinda kapanmis, hálá da kapali.
Karsi sirada ve tam karsisindaki Lobon ise yakin zamanlara kadar bir mobilyaci dukkániydi, simdi o da bos.
Markiz'in sirasinda, az daha asagida ise, Rus Konsoloslugu karsisindaki Suriye Pasaji'nin icinde, tahta siralariyla ve tam anlamiyla salas bir Santral Sinemasi vardi. Bu sinemada Baba Douglas Fairbanks'in ‘‘Haláskári Vatan’’ gibi sessiz filmlerini, ayni zamanda, Munir Nurettin'in, bir koy evi dekoru onunde soyledigi bir kisimlik, sesli-sarkili ‘‘Alli Yemenim’’ filmini de izlemisizdir. Santral Sinemasi'nin yerindeki cicekci dukkáni ise, simdi bir kurk atelyesi.
Ne var ki, bu yorede, Asmalimescit'teki, simdinin, cogu olu ve bir donemin unlu sanatcilarinin toplandiklari ve akademik sanat konusmalari yaptiklari Elit Pastanesi'ni (simdi bir antikaci dukkáni) ve mum isiginda cigan muzigi calinan ve Gulas, Paprika gibi yemekler yenen unlu Macar Cardas Lokantasi'ni da (coktandir kapali) animsamak gerek, gecmise ihanet (!) etmis olmamak icin!..
Tunel'deki Fiser Lokantasi da, lahmacuncu oldu. Istanbul yavas yavas bir tasra kasabasi gorunumu aliyor her gun biraz daha... Ve bu gidisle, su, bugun sozunu ettiklerimiz, yani bugun var olanlar bile, yarin birer ani olacak!..
Aslinda 'eski' demeye de pek gerek yok... Kisa, cok kisa bir sure onceki Istanbul'dan, ozellikle Beyoglu'ndan, pek bir sey kalmadi. Nitekim, daha gecenlerde, bu yazinin yazildigi siralarda, 'Tepebasi Sehir Tiyatrosu'nun ve 'Tepebasi Bahcesi'nin yerini alan parkin son resimlerini cekmek icin gittim, baktim ki oralari da yikilmis, yerle bir olmus!.
Ozbekler tekkesi
Yakin vakte kadar Istanbul'un muhtelif semtlerinde Ozbekler, Buhara, Efgan tekkeleri vardi.
Ozbek tekkeleri: Uskudar'da Sultantepesi, Susuzbag'da, Eyup'ke, Aksaray'da.
Buhara tekkesi: (Sultanahmet civarinda Mehmetpasa yokusunun basinda inerken sagda bir burc uzerinde).
Efgan tekkesi ise Cengelkoy Havuzbasi'nda idi.
Bunlar, Turkistan'dan gelen bir takim sanat sahibi, her vechile temiz ve durust insanlarin toplastiklari bir yerdi.
Ahilerde oldugu gibi ekserisi sanat sahibi olan bu insanlar kazandiklari paranin bir kismini mensup olduklari bu mahfele getirirler en samimi baglarla birbirlerine karsi sonsuz sevgi ve dostluk icinde Yesevi tarikatina ait ayinlerini yaparlardi.
Cagatayca ve Uygur lisanindaki ila*hileri ve bilhassa Ahmet Yesevi'nin siirlerini bestelerile okurlardi.
Bu itibarla musikilerini de halk musikileri teskil eder. Bu tarikat ayinine tamamen orta Asya Turklerinin edebiyat ve musikileri hakimdi.
(...) Ozbekler'de, Mevleviler'de ve Bektasi'lerde Ahilikte oldugu gibi teskila*t goze carpiyor.
Diger tarikatlerde bu teskilat mevcut degildir.
Aksaray'da bir de Hindiler tekkesi vardi. Bu tekke hindistan'li Turklere mahsustu. Bu tekkeye mensup Hindliler baslarina beyaz kece kula*h kalenseve ve beyaz sarik, beyaz cubbe, beyaz entari giyerler her Persembe gunu selman (sadaka toplamak) a cikarlar. (...) Turkistan'dan, Hindistan'dan kafile kafile her sene Istanbul yoluyla Hacc'a gitmek uzere gelen Turkler Istanbul'da kendi tekkelerinde yatip kalkarlar ve ekseri bicak bileyiciligi ve kirilmis ka*se, tabak, bardak kenetciligi yaparak, hila*l (kurdan), sakal taragi, misvak gibi seyler satarak gecinirlerdi.
Mustesna olmak uzere Mahmutpasa'da Akar cesme yaninda ismini unuttugum fakat sohretini ha*la* hatirladigim Buharali Alemdar Zade'nin buyukce bir zuccaciye magazasi vardi. Bu zat buhara kiyafetini iki cocuguyla birlikte son zamana kadar muhafaza etmistir
Vefa Stadyumu
Fatih Ilcesi'nde, Karagumruk'te, Fevzi Pasa Caddesi'nde Vefa Spor Kulubu'nun yonetiminde bulunan stadyum.
Burasinin Bizans doneminde Aetios Sarnici oldugu bilinir. Osmanli doneminde kullanilmayan bu acik sarnic cevresindeki duvarlarin cokup gocmesiyle metruk bir alan haline gelmis, sonralari da bostan olarak kullanilmistir. Cukurda bulunmasindan oturu ‘‘Cukurbostan’’ adiyla da anilmistir. 1926'da Karagumruk Spor Kulubu'nun kurulmasindan sonra kulup mensuplari burayi kendi elleriyle duzenleyip ‘‘Cukurbostan Sahasi’’ haline getirmislerdi. Bunu basarabilmek hayli zor olmustu. Ozellikle bugun merdivenlerin bulundugu alandaki bostan kuyusunu doldurabilmek icin hayli emek harcamislardi. Burada meydana gelen ‘‘Cukurbostan Sahasi’’nda Karagumruk futbol takimi uzun yillar maclar oynamisti. Bu arada 1932'de bu sahada karsilastiklari Selanik Karmasi'ni 2-1 yenmislerdi.
Vefa Lisesi'nden yetisen Hasan Ali Yucel, milli egitim bakani iken bu sahayi Vefa Spor Kulubu'ne kiralatmis ve bu yuzden Karagumrukluler, semtleriyle ilgisi bulunmayan bir kulube, ellerindeki sahanin verilmesine hayli gucenmislerdi. Burada Beden Terbiyesi Genel Mudurlugu tarafindan yaptirilan stadyum ile icinde bir de spor salonu bulunan kulup binasi 26 Agustos 1945'te Hasan Ali Yucel tarafindan torenle acilmisti.
Cukurbostan Sahasi'nin kaleleri duvar ve anacadde tarafinda iken Vefa Stadyumu'na cevrilisi sirasinda kaleler anacaddeye paralel hale getirilmistir. Vefa Spor Kulubu futbol takimi ilk yillarda maclarini bu stadyumda oynamis, daha sonra stat amator lig maclarina ayrilmis, ancak Vefa takimi bu sahada calismalarini surdurmustur.
Karagumruk takimi da bu sahayi kullanmis ama semt sakinlerinin Vefa kulubune karsi olan kirginliklari uzun yillar surmustur.
Vefa Stadyumu'nda bugun Turkiye 2. ve 3. liginin bazi maclari ile mahalli lig maclari oynanmaktadir. Stadyum cadde duvari dibinde kapali tribunu ve kale arkalarinda acik tribunleriyle 12.500 kisiyi alabilecek kapasitededir.
istanbul 3 |